Çarşamba, Aralık 30, 2009

New Mexico'daki Türkleri Doug'a destek olmaya çagırıyoruz!


New Mexico'da yaşayan Türkleri, Türk dostu Douglas W. Turner'i desteklemeye davet ediyoruz.

Turner New Mexico Eyalet Valisi oluyor!


Amerika'nın, bölgesinde lider Halkla İlişkiler Şirketi ve Türkiye Partnerimiz dwturner'in Başkanı Douglas W.Turner, New Mexico Eyaletinde Vali seçimlerine giriyor. Anketlere göre Dog'un seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Biz de tüm kalbimizle onu destekliyoruz.

Perşembe, Aralık 03, 2009

Diesel Liquid Space / Video Art

Diesel Liquid Space from Marcelo Baldin on Vimeo.



Video Enstelasyon: Enstalasyon sanatı, geleneksel sanatların aksine çevreden bağımsız olmama, hatta doğal çevreden faydalanarak izleyiciyi içine alan bir ortam oluşturma sanatıdır.

2007 yılında Diesel Markasının bir defilesi için yapılmış olan bu Lazerle illustrasyonları ortamın içindeymiş gibi yansıtma çalışması bence izlenmeye değer :)

iyi seyirler...

Cuma, Ekim 30, 2009

...

Tanrım,
Beni yavaşlat.
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir...
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele...
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sukunetini ver .
Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginligi, belleğimde yaşayan akarsuların
melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardimci ol...
Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak icin yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak icin durmayı güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret...

Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
Hatırlat ki , yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim...
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır...
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.

Ve hepsinden önemlisi...

Tanrim,

Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek icin AKIL ve
Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver...

(HiTiTLERiN M.O.2000 YILINDAKi DUVAR YAZISINDAN ALINMISTIR.)

Cuma, Ağustos 07, 2009

reklam?trend?

son zamanlarda Lürzer's den iyice sıkılmaya başladım...

bir üstad ile konuşuyoruz:

diyor ki, " avrupadan çakılan türko'luk tarihimizin reklamı ise, ne oldu kurukahveci mehmet efendi, ne oldu moulain rouge posterleri? hani misyonerlik? hani faydacılık?"

"tamam, türk bayrağı girdi o 5mm*2mm ülke ikonlarının arasına..."

"ama fatoşta yakılmış (burn diyor kendisi)
fotografta s...çıp iki art direktörü uykusuz tutmuş,
metin yazarının değil, sokaktan çalınmış lafın direkt çakıldığı,

nerede, hangi strateji (para odaksız) ile, kime ne fayda sağlayacağı düşünülmemiş

o reklam?

"


yok.


kurduğum hayal ise şu:


güven borçam'a bakalım: bu topraklardan dünya markası çıkar mı? eğer dünya bizim kadar küçükse,
Marka'da ( o ayrı yazılan 'da' değil ) adım atamadığımızın ispatı, işediğimiz tuvalete içtiğimiz suyun katkısı kadar.

bir de genel gidişat'a bakalım:

vay canına,
bu ne prodüksiyon,
illustratör ne almıştır ha,
ne manyak eğlenmişlerdir bu işte,
medyaplancı ağlamıştır herhalde
dediğimiz işlerin çoğu:

MÜŞ
TE

O
DAK
LI.

müşteri ne odaklı?
siz neye çekerseniz mi?
siz ne isterseniz mi?

nereye kafamı vurayım bilemiyorum, krımızı ödülleri gecesi geliyor gözümün önüne...


MÜŞ
TE

NE
YE
O
DAK
LI?


ya da

sen ne istersin bilader?



elimde archive'ın (ark_h_hay_vf) ((hani lürzerinki)) (ve hatta FRAME duruyo yanıda) ((hani türk baskısı olan)) 7 sene evvelki bir sayısı var:

rötuşlar yine dibe vurmuş

ama arada yazı ağırlıklı vurgular görüyorum, mıgırca konuşayım, ben lorem ipsum değlim diye çoğumuzun gözünü kaçırdığı o beyaz üstüne 85 tramlı siyah kısa yazılardan:

(ilan üstü tipografi diye anlayanlar var ise lütfen en yakın kütüphane'ye kafanıza kusmasını tembihleyiniz)

öyle cümleler geçiyor ki, googel (sen bi git goo da öyle gel o google eye'ların ile) yetmiyor, baktıkça bakıyorum:

"... to redefine the trend of advertising, is actually looking at what advertisers do, what product can not, and what consumer just won't care..."

(içim titriyor, deminki photoshark(!) dökümanımı kapıyor, metin yazarıma dur yazma artık diyorum... bu arada özetlediğim cümle öbeği... yanında duran lürzer's (o3'2009) da ise, çılgınlar gibi HDR fotograflar, araba ilanı ile medikal ilan aynı görsel tad'da, bir tek illustrasyonlar takılıyor gözüme, ama zırnık rasyonel borusu ötmeyen, vizyon eksiği bir edition).


nedendir bilinmez,

türklükten
reklamdan
osmanlılıktan
or'dan bur'dan girilir

ama ne cem collection logosu hatırlanır,
ne arcadium alışveriş merkezi
ne cevahir ne kanyon

ne karpat polat ve strong coffe leri ne de kısa pepsiye uzun kamış basın ilanları BBDO'nun.


misyonerlik, derenin öteki tarafında...


sahi
kimindi?
bugün ankarada sincan'a da gitsem içebileceğim,
tarlabaşından cihangire yürürken korkmadan sorabileceğim
o
kurukahvecei mehmet efendi

logosu?

kimindi o
moulain rouge posterleri?

kaygıları ne idi?
neye kızdım şimdi olur olmadık yapılamayan mesleğe istinaden?


saygılar
yanına da bir kepçe creative director's soup...

and yet

soup is good food.

hadi gelin

nö der's arşivimsi bi

gibi
bi
ne olur geri dönme fikrim

hareketi
tekrardan
canlansın.
aksi takdirde, ofisimin tüm archive üyeliğini senelik olarka, grafikerlere, art'lara, yazarla'a, müştemlere ayırmay razıyım, aylık gideri 25.000 tl olan ofislerimde.


ama gönlüm kaıyo, ah ulan, şu sayfaya giren ilan,

oradan beğenildiği için değil
burada faydalı olduğu için girse oralara

diye...

tamam sustum...

istanbul'dan bildirim...
hepinize KOLAJ gelsin.

cevaplar: İhap Hulusi Bey, Lautrec, antrepo, innobiz, biraz aramadan kurcalamayın noluri ya da bu yazıyı topyekun okumazdan gelin, eğer archive'e link, frame2in kapağı, Novum'un ahşap baskısı filan gibi şeyler arıyor iseniz de, hala gözlerinizi yormaktasınız, keza, yazının tek reklamı; içeriğidir.

iyi sabahlamalar size de...

Perşembe, Haziran 11, 2009

Salı, Haziran 02, 2009

Serhan !


En son kaos üzeri köfte filan derken gittin kayboldun Serhan, seni özledik, seni sevenleri de senin sevdiklerini de özledik, iyi haberlerini alıyoruz mutlu oluyoruz. Sen yinede kendi haberini kendin yaz daha mutlu oluruz.

Cumartesi, Mayıs 30, 2009

Ben de, ben de, ben de...

Kim etrafında üç tane dürüst insan sayabilir?
Belkide 30 tane olmuştur şimdi saydıkların.
Boşver.
Sen dürüstmüsün?

Cuma, Mayıs 01, 2009

Alışveriş Merkezleri Cumhuriyeti


Alışveriş merkezleri hayatımıza bir girdi, pir girdi. 1988’de açılan Galleria’nın üzerinden 20 yıl geçti. Şimdi, ülkemizde irili ufaklı 180 civarında Alışveriş Merkezi (AVM) var. Bir o kadarı da 3-4 yıl içerisinde açılacak.

Büyük metropollerde başlayan AVM furyası artık tüm şehirlerimize yayılıyor, hatta 5 yıl içerisinde ilçelerimize bile nüfus edecek.

Kalabalıklar AVM’lere doluşurken, alışveriş ve keyif zamanlarının çoğu AVM’lerde geçerken, perakende satışların %20’si AVM’lerden yapılırken, yaklaşık 500 bin insan AVM’lerde çalışırken, Cumartesi günleri Türkiye’nin %8’i AVM ziyaretinde bulunurken akla şu soru geliyor: AVM’ler toplumsal hayatımızda ve kültürümüzde değişiklikler yarattı mı? Bir başka deyişle, AVM’ler bizi değiştiriyor mu?

2007’nin Ağustos ayında NTV’nin web sitesinde okuduğum bir haber, bana yukarıdaki soruyu sordurdu ve bu makaleyi kaleme almama neden oldu. Haber şöyleydi;

“Giysiden mobilyaya, mutfak eşyasından, bahçe düzenlemesine kadar aranan her şeyin kolaylıkla bir arada bulunabildiği, eğlenmek için tiyatrosunda oyun, sinemalarında film izlenebilen, arkadaş ve dostlarla bir yandan dertleşirken diğer yandan bir şeyler içip, yemek yenebildiği restoran ve kefeleriyle, her türlü ihtiyacın mekan değiştirmeden karşılanabildiği bu merkezler, çoktan birer cazibe alanı haline gelmeyi başardı.

Yorucu bir haftanın ardından iki günlük hafta sonu tatilinde ne yapacağını şaşıran ebeveyn ve aileler için de adeta bir kurtarıcı haline gelen bu alışveriş merkezleri, Türk halkının eğlenme ve dinlenme kültüründe de köklü değişikliklere neden oldu. Daha önce aile ziyaretleri, komşu gezmeleri ve pikniklerle doldurulan bu tatil günleri, artık azımsanmayacak sayıda kişinin sabah saat 10.00’da “film izlemeye” diye girip, yemek yiyip, alışveriş yaparak akşama kadar vakit geçirdikleri yerler haline geldi.”

Haberi hazırlayan gazeteci, bayram tatillerini akraba ziyareti için değil de, tatil köyü ziyareti için değerlendiren halkımızı eleştirenler gibi yaklaşmış konuya. Ben başka bir açıdan bakıyorum.

Benim bakış açım; AVM’lerin toplumun stres atma kaynağı, insanların kaynaşma noktası, ekonominin kalbi olduğu gibi tezleri içeriyor.

Her ne kadar toplumları var veya yok edenin ekonomik nedenler olduğunu söylesek de toplumsal dönüşümleri, kültürel geçişleri hep siyasi açılardan ele almaya bayılırız.

Oysaki değişimin temelinde ekonomik nedenler yatar ve ekonomin temeli de alışveriştir.

Semt pazarlarının, alışveriş caddelerinin, çarşıların, esnafların, özellikle de AVM’lerin kültürümüze, değerlerimize, modernleşmeye, ilerlemeye olan olumlu olumsuz katkılarını daha çok irdelemeyiz diye düşünüyorum.

Düşüncelerimi temellendirmek için biraz tarihe dalalım…

Alışveriş eskiden esnafın bol olduğu caddelerden yapılırdı. Buralara çarşı da denirdi. Haftada bir kurulan semt pazarları da alışveriş için ideal yerlerdi. (Hoş buralara da “çarşı” denirdi)

Bir Not: Pazarlama teriminin İngilizcesi “marketing”; “pazara çıkarma”, “pazarda sunulacak/satılacak hale getirme” anlamına geliyor. Bu terim, semt, kasaba pazarlarına çiftçilerin ürünlerini getirip satmaları eylemini ifade etmek için kullanılmaya başlanmış sonrasında günümüzdeki modern anlamına kavuşmuştur. Marketing kelimesini “Pazarlama” olarak adlandıran İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Oluç’tur. Yanılmıyorsam 1950’li yıllarda kullanmıştır.

Eskiden semt pazarları ve alışveriş caddeleri bulundukları şehrin canlılığını yansıtırdı. Şehirde yaşamanın (kümelenmenin, burjuva olmanın) avantajıydı buralar. Aynı zamanda sosyalleşmenin da mekânlarıydı. Toplumsal dokunun oluşmasında önemli rol oynadılar.

Semt/kasaba/şehir pazarlarının ve alışveriş caddelerinin ekonomik değerleri de çok yüksekti. Kârın (katma değerin, sermayenin) oluştuğu yerlerdi. Ticaretin öğrenildiği yerlerdi.

Türklerin Anadolu’ya ilk geldiği zamanlarda pazar esnafı genelde ecnebi tüccarlardı. Hem ipekyolu ve deniz yoluyla gelen/getirttikleri malları satarlardı, hem de çiftçilerden veya yaylacılardan aldıkları ürünleri satarlardı.

Göçebe olan, kendi ürettiğini tüketmeyi yeğleyen, kar etmenin gayri ahlaki olduğunu düşünen Türk insanının ticaretle tanışmasını semt pazarları sağladı. Zamanla buralarda kendi ürettiklerini veya satın aldıklarını satarak esnaflığı ve ticareti öğrenmeye başladılar.

Türklerin göçebelikten yerleşikliğe geçmelerinde, kümeleşmelerinde, kentleşmelerinde pazarların çok önemli yeri vardır.

Eskiden sadece üstü açık alışveriş yerleri yoktu, kapalı olanları da vardı. Başta bez (kumaş) olmak üzere her çeşit değerli eşyanın alım, satımı için yapılmış üstü kapalı çarşıya “bedesten” denilirdi.

Bedestenler dünyanın ilk AVM’leriydi. En meşhuru ve en büyüğü Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Eminönü’ndeki Kapalıçarşı’dır.

Kapalıçarşı Osmanlı döneminde İstanbul ekonomisinin kalbiydi. Buradaki dükkânlarda dünyanın ve imparatorluğun her tarafından toplanmış mücevherler, altınlar, silahlar, kıymetli kumaşlar, şallar, halılar ve her nevi değerli eşyalar satılmak için sergilenirdi. Buradaki esnaf şehrin en zengin esnafı idi. Tahmin edebileceğiniz gibi Kapalıçarşı’nın ilk esnafı ecnebi vatandaşlardı. Zamanla bu esnafların arasına Türkler de katıldı.

Gelgelelim, bir ilki yaratan Türkler, Kapalıçarşı (bedesten) modelini geliştiremediler ve dünyaya ihraç edemediler. Yüzyıllar sonra yurtdışından AVM’yi ithal ettik.

Türkiye’nin her yerinde pıtrak gibi biten AVM’lerin toplumsal bir dönüşüm sağladığına inanıyorum.

5 yıl içerisinde toplam perakende satışların %50’si AVM’lerde gerçekleşecek. Yani Türkiye ekonomisinin kalbi AVM’lerde atacak.

Zaten bunun farkına varan perakendeciler yapılmakta olan ve plan halindeki AVM’lerin mağazalarını kiralamak için yarış halindeler. AVM’de yer kapmak çok zor. Şu ana kadar açılmış AVM’lerde köşesi olan markaların yeni açılacak AVM’lerde yer bulması daha kolay.

(Bence AVM’lere giremeyen perakende markaları bir araya gelip kooperatif oluşturmalı ve kendi AVM’lerini inşa etmeliler.)

AVM’lerin tüketicilere sunduğu temel avantaj; insanı olumsuz hava koşullarından kurtarması, türlü ihtiyaçları karşılayabilen mağazaları barındırması, eğlence ortamı sunabilmesi ve buluşma mekanı olabilmesidir.

Ama bu avantajdan daha önemlisi sosyal hayatın kalbi olmaya başlamalarıdır. İnsanların stres attığı, kalabalıklara güvenerek karıştığı, yeni yüzlerle tanıştığı, sosyalleştiği, trendleri takip edebildiği alanlardır AVM’ler.

Kim bilir kaç kişi aşkıyla AVM’de tanıştı veya tanışacak, kim bilir kaç kişi üzüntüsünü-sıkıntısını AVM’de vakit geçirerek atıyor veya atacak.

Toplumun soluk aldığı, birbiriyle kaynaştığı, birbirini anladığı yer olarak AVM’lerin sosyal barışa da katkıları olduğunu düşünüyorum.

Özetle; AVM’lerin ekonomik ve sosyal hayata katkıları konunun uzmanlarınca daha fazla masaya yatırılmalıdır, diye düşünüyorum.

Bu tespitlerimden yola çıkarak aşağıdaki önerileri getiriyorum.

· AVM’ler şehrin içinden uzaklaştırılmamalıdır. (Özellikle otomobili olmayan çoğunluk düşünülmelidir.)

· AVM’lerin otoparkları ücretsiz olmalıdır.

· AVM’lerin kapanış saatleri 24:00’a çekilmelidir.

· 24 saat açık AVM’ler olmalıdır.



Son söz: Bir gün gelecek günün herhangi bir anında Türkiye nüfusunun %25’i AVM’lerde bulunuyor olacak.

Murat Şaylan'ın blogundan alıntıdır.

Salı, Nisan 21, 2009

:(

Kırık bir kalbe karşı söylenebilecek tüm klişe sözlerin ne kadar havadan şeyler olduğunu ancak yaşayanlar bilir.. hafta ortası için mükemmel bir klip yolluyorum size, fikir muhteşem, şarkı muhteşem, bir de arada geçen o garip konuşmalar.. seveceğinizi umuyorum... tanıdığım, tanımadığım tüm mandalina ekibine sevgiler..


Gnarls Barkley - Who's Gonna Save My Soul from Chris Milk on Vimeo.

Cuma, Nisan 03, 2009

kıssadan "1" hisse


Ben geldim...:) İş arası bol vitaminli bir blog molası vermek isterdim uzun uzun ama, şimdilik çektiğim bir fotoğrafı paylaşarak başlamak en doğrusu sanırım:)
not: Nurettin Bey sigaraya başlamayın:)

Salı, Mart 03, 2009

@Nurettin Bey / Sigara İçmeyin ( Don't Smoke )

Son günlerdeki konu Nurettin Bey'in sigaraya dönmek istemesi olduğundan paylaşmak istedim. Nurettin Bey mutlaka biliyorsunuzdur zararlarını ama yine de koyduğum reklam ibret olsun :)







Hindistan da yapılan güzel bir gerilla. Ciğerler çakmak görevi görüyor ve insanlar kullandıkça doğal olarak duman ve isten kararmaya başlıyor. Vurucu bir gerilla

Pazar, Mart 01, 2009

:)

Herkese yeniden merhaba!.. "Zeynep Gizem" olarak siteye giriş yapamadığımdan bloga tekrardan yazabilmem biraz zamanımı aldı ama işte yine buradayım :) Ve bakıyorum blog yeniden canlanmış o nedenle ben de elimden geldiğince katkılarımı esirgemeyeceğim.

Sizlerle, Paris metrosundaki duvarların birinde bulunan ipod reklamının üzerine yoldan geçen birinin çizdiği ortodoks rahiplerinin resmini paylaşmak istiyorum. Sokak sanatıyla karikatürize bir dışavurumun reklam mecrasında birleşimi olarak hoşunuza gider umarım..

Perşembe, Şubat 26, 2009

Mercedes-Benz 4MATIC





Enfes bir reklam...

Advertising Agency: Jung von Matt/Spree, Berlin, Germany
Creative Directors: Michael Haeussler, Florian Kitzing
Art Director: Kalle Haasum, Mareike Geisker

Çarşamba, Şubat 25, 2009

Burada insanların ı’ları, ş’leri, ç’leri ve hatta yumuşacık g’leri var… Ama ne yazık ki bu harflerle oluşturabilecekleri kelimeleri ve cümleleri yok. Ne yaşadığını bilmediği gibi ne konuştuğunu da bilmeyenlerin zaman hırsızlığı oldu ‘ııııııııı’ ve alternatif varlıkları oldu ‘şşşşey’. Onlar ‘çççok’ güzel ve yakışıklılar ama hayat onlara göre ‘çççok sıkıcı’, ‘ğ’ kullandıkları tek kelimeyse korkarım ki ‘eğğğlence’, hatta bu bazen eyylence bile olabiliyor… Tüm harfler sana destek olabilmek için noktalanıp, yumuşayıp, saygısından şapkasını çıkararak yanına gelmişken yine de kendini anlatamamak en kötüsü olsa gerek… Bence hiçbir şeyin yokken her şeyi yapabiliyor olman, her şeyin varken hiçbir şey yapamıyor olmandan daha muhteşemdir. Belki güçleri yeter ve kendilerinde uzun yola çıkabilecek güveni bulup senin olduğun yerlere kadar uzanırlar yumuşayarak, noktalanarak ve saygılarından şapkalarını çıkararak…

Salı, Şubat 24, 2009

noktasiz i´siz ve noktali s-c-g´siz bir hayat...

... olmadan yasamak zor. Sadece harfleri kullanamadigim icin degil, ayni zamanda kendimi ifade etme özgürlügüm kisitlandigi icin. Aslinda Apple´a bilgisayar siparisini verirken türkce klavye siparisimide verebilirdim ayni zamanda ama o zamanda almanca´da kullanilan iki noktali a harfi veya "ß" harfi eksik olacakti. Bir secim yapmam gerekti.. Almanca Klavye´yi sectim.

Aslinda söylemek istedigim daha basit bir cümle ile su; Yurt disinda yasamak kolay degil. Sunulan sosyal hizmetler (sosyal derken buzdolabindan bahsetmiyorum. Avusturya´da sosyal esittir herkes icin esit sinirsiz saglik sigortasi, isciler icin yardimlar vs.) buradaki hayati inanilmaz derecede kolaylastirsa bile, hizmet olmayan sosyal´lik avrupa ülkelerinin bir cogunda ölüyor. Insan haklari, yabanci haklari, ögrenci haklari, calisan haklari derken bir bakiyorsunuz ki haklariniz icinde hapis olmussunuz. Hafta ici her gün 9´dan 17´ye kadar herkes calisiyor. Söyle hadi ögle arasinda bir kahve icelim diyebileceginiz bir arkadasiniz bile yok. Tabii bu isin simariklik yakinmasi, burda yasamanin asil zorluklari cok farkli.

22 yasinda bir Medya Iletisim ögrencisi ve Türk asilli bir genc olarak burada hic bir PR-Sirketi bana yada benim gibilere is vermiyor. Staj bile yapmama izin verilmiyor. Sebebi Almancanin ana dilim olmamasi. Aslinda bu dili bir cok Avusturyali´dan daha iyi konusuyor olmam pek bir sey ifade etmiyor. Zaten is bulamayan onca avusturyali arasinda kalkipta türk bi kiza is vermiyor hic bir Ajans.

Bir baska Model ise Üniversite´yi Türkiyede okuyup Master icin Viyana´yi secen gencler. Beraber okuduklari insanlarin yaklasik 90%´indan daha zeki ve daha kaliteli bir egitime sahip olmalarina ragmen, dil yetersizligi yüzünden burada is bulamiyorlar, yada sosyal bir cevre kuramiyorlar.

Diyecegim su ki, sartlar her ne kadar zor olursa olsun, memnuniyet kelimesi her ne kadar unutulmus olursa olsun, bu bransta calismak veya kariyer yapmak istiyorsaniz, gözünüzü cok uzaklara dikmeyin. Ilk etap´ta kendi ülkenizin tüm sartlarini zorlayana kadar deneyin. Kariyerinizde gelebileceginiz en yüksek noktaya gelene kadar vazgecmeyin.

ç´siz ğ´siz ı´sız ve ş´siz bir Hayat, o kadar´da kolay degil...

maymun...

Geçen gün 'sevgi' geldi, oturup lak lak edelim istemiş. Eli boş gelir mi hiç, gelirken bana 'gitmek' getirmiş. Öyle baktım elime bıraktığı kutunun içine, daha önce hep komik hediyeler getirirdi bana, ilk defa sızlayan bir şey gördüm hediye kutusunun içinde... Ama 'hediyenin iyisi kötüsü olmaz ve hediye edilen şey asla değiştirilmez' öğretilmişti ki zaten değiştirme kartı da konmamıştı kutunun içine. Geçtim aynanın karşısına, denedim, baktım, giydim, çıkardım, bir türlü yakıştıramadım üstüme, her şeyden önce rengi gitmedi tenime. Dayanamayıp söyledim sevgiye; bu olmadı bize, yakışmadı ikimizin üstüne diye. 'İhtiyacımız olan bu ve kendine güvendiğin sürece üstüne yakışmaması mümkün değil, biraz ağırdır ama taşımasını bileceksin' dedi. Sustum... Şimdi alışmaya çalışıyorum. Düşünüyorum, yanında olup hissedemediğin ne çok şey var aslında hayatta, beraberken yaşadığın uzaklık daha korkunç her şeyden, fikirler arasındaki miller, ülkeler arasındaki milleri çarpanlarına katlıyor ve gittiğindeki iklim değişikliği önce sevdiğinin teninde başlıyor. Bunu bilerek gitmekse... İşte asıl hikaye de burada başlıyor. Belki de yaşantımız 'sirk maymunu' olmamak adına bu derece risk altında, halbuki sonuç değişmiyor, yalnızca 'R' ve 'S' yer değiştiriyor. Terfin; 'risk maymunu' olmak, hem de içinde faklı ya da fazladan tek bir harf bile olmaksızın...

Pazar, Şubat 22, 2009

iki yıldır hep bir yanım eksik...


Eskiden yakardım bir tane sigarayı, üfleye üfleye atardım stresi üzerimden, hep dertleşirdim sigaramla. Ateşiyle, dumanıyla keyfiyle, zehiriyle birlikte olmak çok güzeldi. Çok iyi arkadaşımdı hiç sır vermezdi, ondan başka dertlendiğimde olmazdı zaten.
Yok Abi sen 30 küsür sene sigara içtikten sonra ondan ayırlmaya kalk, bünye izin vermiyor bu ayrılığa. Susarken, konuşurken, gülerken, kızarken birlikte hareket etmişiz yıllarca 10 cm'lik ucu beyaz filtresi sarı aşkımla.
Tütün kokmam, ciğerlerimin dumanla dolu olması tecrit odalarındaki yalnızlığımın insan ilişkilerindeki verdiği zararı asla vermedi bana. Sigaramla yakın zamanda barışmayı düşünüyorum, paketimin içine bir sürü sıkıntılarımı boşaltacağım sonra kapatıp çöpe atacağım geçen yıllardaki gibi.

Sonra bir sigara yakıp üfleye üfleye atacağım ne varsa üzerimden.

Cumartesi, Ocak 31, 2009

ADOBE

Adobe Türkiye Başkanı Selami Bey, Genel Müdür Sibel hanım Ve Pazarlama Müdürü ipek hanım Ajansımızı ziyaret etmeleri bizleri çok onurlandırdı, bu yıl çok çalışacağımızı ifade ettikten sonra akabinde CS4 ün tanıtım kataloglarını hazırlamamız için çalışmalara start vermiş olduk. 2009 Adobe'nin Türkiye'de çıkış yılı olacağı kesin görünüyor.

SECURITAS

Güvenlikte Dünya Lideri Securitas iletişim partneri olarak dwt l mandalina'yı seçti.
1 Şubat 2009 itibariyle çalışmalarımıza süratle başlıyoruz, herkese hayırlı olsun...

Sizin Markanız Ne Renk?