Cumartesi, Haziran 02, 2007

Biraz su da ben serpmek isterim..


Şimdi şimdi yeşillerin ortasındayım. Güller sarmış etrafımı bir de adlarını öğrenmeye çalıştığım benim için yeni çiçekler. Aklımda tutmaya çalışıyorum adını, bak onun yaprağı kadife kadifeydi diyorum. ‘Utanmış pembe kadifesi’ yapraklı çiçek, sevgilisine kavuşamayan bir boynu büküklüğü düşürüyor aklıma. Gözlerimi zor alıyorum da atıyorum daha uzağa. Biliyorum ki deniz, sayılı adım mesafemde. ‘Deniz sefer sayılı’ bir yolculuğa çıkmışım. Uzamış yeşiller çakıl taşı yollarıma, yollarımın hatları bürünmüş yeşillere. Onlar bu mevsimde ister ki eş dost salınarak geçsin üzerlerinden. Yürümek bize nasıl güzelse, yollara da yürünmek güzeldir çünkü. Sert havaların terkedilmişliği yavaş yavaş bırakır yerini insan sıcaklığına. Zaman yeşillere yayılma, tek gürültü yapma hakkını cırcır böceklerine bırakma, elin çoğu zaman gidemediği ne kadar ‘off’ tuşu varsa basma, uzay uydularıyla bağlantıyı koparma zamanıdır; belki çoktandır elde olan bir anne kurabiyesi tarifini hayata geçirme zamanıdır.

Birkaç gün de olsa siz de kendi bahçenizden çalın böyle zamanları.. Doğa bu denli yakınınızda olmasa da, elbet vardır yeşiller bir yerlerde..

Cuma, Haziran 01, 2007

Yağmurdan köpükler...

Yağmur yağmıyor da sanki caddeler, yollar canlanıp akıyor ayaklarımızın altından... Susuz geçmez gemiler misali, biz de mi kaptırsak kendimizi şehrin köpüklerine.
Ankara'nın suyunu bulup çıkaramadılar da sıra "kesintilere" geldi. Çıkardınız ya suyunu daha ne istersiniz, grisiyle gözünüzü boyamayan Ankara'dan. Ben Ankara'yı seviyorum arkadaşlar. Yağmuruyla, grisiyle, altımızdan girip üstümüze çıkan yollarıyla...

Ben Ankara'yı seviyorum...
Hepinizi seviyorum yahu, var mı ötesi.

Sizin Markanız Ne Renk?