Pazartesi, Mayıs 29, 2006

Güzel bir hafta

Herkese güzel bir hafta diliyorum.

Aşağıdaki link Amerika'nın Florida eyaletinde bulunan bilim merkezince hazırlanan 10 milyon ışık yılı ile başlayan uzaklıklardan, dünya yüzüne yaklaşarak bir yaprağın nanometrelerle ölçülen mikroskopik görüntüsüne ve dna şifrelerine kadar uzanan mükemmel bir gösteri.

http://micro.magnet.fsu.edu/primer/java/scienceopticsu/powersof10/index.html

Perşembe, Mayıs 25, 2006

Oran, orantı

Kaybedilenler, kazanılanlar... Orantıların kararsız paydaları her zaman insani duygulardır. Gelişim sürecinde sabit olmayan değerler en az iki tanedir: Siz ve karşınızdaki(ler).

Fakat gelişimin geli"şimdi" aşamasında hissettirdikleri her zaman üzücü olmak zorunda mı?

Salı, Mayıs 23, 2006

polenik

sıcak, gündelik esintileri başka yeryüzlerine taşırken, üstümüze bırakıyor es geçmeleri. söylemlerin gizledikleri vücut buluyor, ardında bırakıyor gülüşleri. polenlere rağmen, başkalaştıralım bu hafta da fikirleri!
Ben Kişot

Deği/şen şakrak adımlar, akşamüstü
Karanlığında bana verdiğin
Biçimsiz kucak
Dolusunu, boşunu hesap edemeden
Bozulan gönül tartım.

Ben Kişot sen değirmenine karşı,
Öğle yüzünü kızıla kapatan gözlerim,
İs ile im arasında, kara kalemlerin
Açılan uçsuz kapaklarını
Görmezden gelir.


Yazasım geldi eskilerden kusura bakmayın...
Beni de böyle kabul edin işte, abuktan subuka alınan yolda bir paslı tabela...

Cumartesi, Mayıs 20, 2006

Ofis Görüntüleri..

Serhan Turgut

Serhan Turgut'un kişisel bloguna hoşgeldiniz.

Serhan'la ilgili yeni birşey keşfettim. Ekşi Sözlük'te "mandalina" ile ilgili yorumları okurken gözüme ilişti. "izmir metroda inanılmaz fıyatlarla genelde 5 kılo olarak satılan, chekırdeksız veya chekırdeklı olanı zekı burun sahıplerı tarafından ayırdedılebılen , tıpkı dıger turunchgıller gıbı kabugu ateshe dogru sıkıldıgında tıssst eden meyve
(arcadia, 04.11.1999 23:08)"

Sehan'la ilgili söylenebileceklerin yanına "çok zeki bir burnu var"ı da ekleyelim lütfen....

herkese güzel bir hafta sonu diliyorummmmmm

Bir haftayı daha geride bıraktık. Benim için çok verimli bir hafta olmadı gerçi ama...
Epeyden beri büyük bir stresle beklediğim küçük bir operasyon geçirdim, sonucu çok iyi olmasa da atlattığım ve şu an mandalina'da olduğum için çok mutluyum. inanın, yamaçzede Selim'i, asık suratlı Şeyda'yı, herşeye alınan Çiğdem'i, çok konuşan Serhan'ı, hiç konuşmayan Fazo'yu ve ukela Gizem'i bile özlemişim valla. Hepinizi çok seviyorum.

Blogalleşme

Millet globalleşiyor biz de blogalleşelim mandalina. Güzel bir cumartesi, yaşayın...

Cuma, Mayıs 19, 2006

Engizisyon

Savunduğum değerlerin yıkılışına şahit olduğum zaman, elime aldığım "tuğlayı" kafama vurasım geliyor. Turuncu saçlarım, yüzümde tuğla çillerim...
Bir gün elimdeki "tuğlayı" kendime değil başkasına yönelteceğim, işte o an dinler tekrar yorumlanacak ruhumda, insafsızca. Benim için kazdığınız çukurda bulduğum engizisyon haritasını iyi takip ettim. Yaklaşın, yaklaşın... Ateş çok güzel.

Perşembe, Mayıs 18, 2006

Liste

"Sevgiyle Beslenenler" listesi yapmak istiyorum lütfen katılın. Başlıyorum:
Biz,
Acaba "siz" var mısınız bu listede?
"Onlar" da kim oluyor?
E mandalina? diyenler var ise, mandalina liste başı zaten, "biz" dedim ya!



Çarşamba, Mayıs 17, 2006

Kayboluş

Baskın karakterlerin kendini bilmez olanları, tarihte bilinmez olmayı başarmışlardır. Tarihin üretken insanları, algının potansiyel yanılgılarını kendi lehlerine çevirebilmiş değerli ruhlardır. Algının yanlışlarını görüntülere yüklemek yersizdir. Gözün kaçırdığı detayların, yaptığı kaçamak sefaların geri dönüşü olmuyor... Ne yazık.
Kısacası:
Kişi/selinde boğulan insanlara, dünyanın beden/selinde yüzmeye çalışmalarını öneriyorum... Kayboluşun en kalabalık yolu.

Salı, Mayıs 16, 2006

Bana Bir Hikaye Anlat!

Reklamcısından medyacısına, araştırmacısından pazarlama yöneticisine kadar herkes “storytelling” diye tutturmuş gidiyor. Şimdiye kadar hazırlanan sunuşlarda sunum akıyor mu, slaytlar derdimizi anlatıyor mu diye düşünülürdü. Şimdi henüz sunum yazılmadan, toplantılarda nasıl bir hikaye anlatılacağı tartışılıyor. Hikayeler sadece iş sunumlarda konunun daha iyi anlaşılması için olsa iyi, yakında kapıcı Carlos Efendi de “ben işimde iyi bir hikaye anlatıyor muyum?” demeye başlarsa, hiç şaşırmayacağım.Hiç beklemediğiniz yerlerde karşımıza "storytelling"in önemi çıkabiliyor. Geçen yaz sonunda yakın arkadaşım Erin evlendi. Düğün fotoğrafçısını, tecrübesine veya teknik bilgisine göre seçmedi. Bunun yerine fotoğrafçıyı daha önce çalıştığı düğünlerdeki çiftlerin hikayelerini nasıl anlattığına göre seçti. İnanılır gibi değil, öyle mi? Ama öyle. Düğün fotoğrafçıları, internette site oluşturup evlenen çiftlerin hikayelerini anlatıyor ve bundan para kazanıyorlar. Fotoğrafçılar artık ellerine kağıdı kalemi alıp hikaye anlatmaya başlıyorlar.

GÜNEŞ SİRKİNİN HİKAYESİ

Peki ya Cirque de Soleil’e ne demeli? 100 ile 500 dolar arasında değişen biletleri aylar öncesinden tükeniyor. Sirkte şimdiye kadar hiç görülmemiş Afrika ormanlarından hayvanlar ya da nefes kesen akrobasi hareketleri olduğunu düşünuyorsanız yanılıyorsunuz. Hani babamların sözünü dinleyip okuyup adam olacağıma, mahallede bisikletin önünü kaldırma yarışmalarına devam etseymişim şu anda Cirque de Soleil’de rahat bir kariyer düşünebilirmişim. Cirque De Soleil’in şovun diğer şovlardan teknik anlamda hiçbir farkı yoktu. Cambazlar ip üstünde atlayıp zıplayabildiklerini göstermenin yanında bize içinde aşk, entrika dolu bir kız kaçırma ve kurtarma hikayesi anlatıyor. Hikaye neyse ki mutlu sonla bitiyor, güzel kız, yakışıklı delikanlı ile ip üstünde evleniyor.Peki, nedir bu “storytelling” meselesi? Bence dünyada “storytelling” dendiğinde bu işin 2 üstadı var. Pixar’dan John Lasseter ve Studio Ghibli’den Hayao Miyazaki. John Lasseter Pixar Animation Studios’un kurucularından biri ve yaratıcı yönetmeni. Pixar filmlerinden Toy Story, A Bug’s Life, Toy Story 2 ve 2006’da vizyona girecek olan Cars’ın yönetmeni. Aynı zamanda Monsters Inc, Finding Nemo ve The Incredibles filmlerinin yapım yönetmeni. Kendisiyle MoMA’da PIXAR’in 20nci yıl sergisinde tanıştık, konuştuk, tartıştık. Şimdi Lasseter’e kulak verelim...

PIXAR’DA FİLM ÜRETİMİ

“Bir filmi üretmemiz yaklaşık 4 sene alıyor. Bunun 2 senesi üretim öncesi dediğimiz film hakkında bilgi toparlanması, karakterlerin geliştirilmesi, fikrin bulunması en önemlisi hikayenin oluşturulması ile geçiyor. İyi bir film, iyi bir fikirle başlar. Pixar’da, iyi bir filmi tanımlamak için 3 maddemiz var. İnsanlara dokunan bir hikaye anlatıyor musun, hikayeni hatırlanır karakterlerle popülerleştiriyor musun, ınanılır bir dünya yaratıyor musun. Bu 3 madde olmazsa iyi bir film de olmaz. Kalan zamanda da filmin üretimi gerçekleşiyor.”

PIXAR’DA HİKAYE

“Hikayeleri bulmak için genellikle çevremize bakıyoruz. Toy Story 2’de Andy büyüyor ve oyuncaklara olan ilgisi azalıyor. Woody müzeye gidip rafta sergilenebilir veya bir çocuk tarafından sevilmeye devam edebilir. Filmde Woody’nin karar verme hikayesini izliyoruz. Bu hikaye nasıl mı doğdu? Çocuklarım PIXAR’a geldiklerinde filmlerin örnekleriyle oynamak istiyorlar. Özellikle de en üst raftaki “yasak elma” olanlarla. Gözlerini kocaman kocaman açıp “Babacığım, ben şu Woody ile oynamak istiyorum” dediklerinde ben onlara bu Woody’nin Tom Hanks imzalı dünyadaki tek Woody olduğunu nasıl anlatırım. Oyuncaklar oynanmak için var. Tom Hanks imzalı olması bu oyuncukların rafta olması ve çocuklar tarafından oynanmayacak olması anlamına gelmiyor. Benzer şekilde The Prospector, kutusunda hiç açılmamış. Bir kolleksiyoncu için en değerli parçalardan biri. Aynı zamanda kendi içinde bir reddedilme taşıyor. Hiçbir çocuk o oyuncağı oynamak için açmamış. Woody’nin dünyası için kolleksiyonculara baktık. Bunun için uzağa gitmek gerekmedi. Pixar’da çevremize bakmamız yeterli oldu. Filmin daha inanılır, daha ilginç, daha gerçek olması için aklımıza gelen her şeyi araştırıyoruz. Finding Nemo ekibi Hawaii’de dalış kursları alırken, Monsters ekibi Pittsburgh’da çelik fabrikalarında günler- aylar geçirdi. Hikayede yaratılan dünyanın enerji kaynağı, korkutulan çocukların çığlığı. İlk başta, bunlar canavarların dünyası ve bu dünyada her şey olabilir diye düşündük. Daha sonrasında araştırmaya, incelemeye başladık. Fabrikanın görseli için mimari ve binalar üzerinde çok calıştık. Avrupa tarzı sokaklara baktık, “Victorian” stilindeki binaları inceledik. Mavi yaka işçileri gözlemledik. Birleşmiş Milletler çalışmalarını inceledik. Şehirlerde engelliler için yapılan çalışmalara baktık. Mesela filmde gördüğünüz küçük canavarlar için küçük kapılar oluşturduk. Filmdeki en basit banyo sahnesinde bile farklı canavarların farklı ihtiyaçları düşünüldü, tartışıldı. Böylelikle film ‘inanılır’ oldu. Balıkların, oyuncakların ve canavarların tamamı konuşuyor, yaşıyor. Ne kadar inanılır olursa film o kadar ilgi çekiyor çünkü.”

PIXAR’DA YARATICI SÜREÇ

“Pixar yönetmen tarafından yönetilen bir stüdyo. Yönetmenler yaratıcı fikir için kendi takımını zorlar. Bu süreçte iyi yaratıcılar, fikrilerini dikte etmezler. Fikrin kimden geleceğini bilemezsin. Önemli olan yaratıcı fikrin kimden geldiği değil, filmde hangi yaratıcı firkin bulunduğudur. Mesela A Bugs Life’da filmin en etkili bölümlerinden biri çekirgelerin sonbahar sonunda gelişiydi. Filmde çekirgelerin gelişini göstermedik, izleyici sisli bir günde çekirgelerin gelişini ‘duydu’. Seslerini dinletmek, kendilerini göstermekten çok daha etkileyiciydi. Filmin en etkili bölümlerinden biri oldu."

PIXAR’DA YARATICI FİKİR

“İçinde insan olmasa bile yaratıcı bir hikaye fikri bizim dünyamıza uygun olmalı. Fikirle kendimi özdeşleştirebilmeliyim. Bu yüzden seyirciye aşina oldukları bir ortam verirken bir yandan da hiç bilmedikleri ve merak edecekleri bir dünya yaratıyoruz. Örnek olarak Cars’da hiç insan yok. Ama öyle bir dünya yarattık ki bizim yabancısı olmadığımız, içinde yaşadığımız bir dünya. Tabii ki arabaların gözünden. Mesela araba tamircisi bizim dünyamızdaki doktora karşılık geliyor. Benzer şekilde pasta-cila kuafor ve güzellik salonuna, lastikçi ise ayakkabı satıcısına karşılık olarak kullanılıyor. İnsanların dünyasından alıp bunları arabalara adapte ettik. Böyle bir dengeyi yaratabilmek büyük bir meydan okuma. Bir o kadar da eğlenceli.”

PIXAR’DA ESPRİ

“4 yıl boyunca aynı esprinin komik olduğuna nasıl mı inanıyorum? Gerçekten zor bir durum. 4 sene boyunca aynı espri üzerinde çalışıldığında orjinalliğini kaybediyor. Bir süre sonra gülemiyorsun, espri artık komik gelmiyor. İlk duyduğunda ne hissettiğini unutmamalısın, o anki hislerini sürekli hatırlamalısın.”

PIXAR’DA TEKNİK SÜREÇ

“Pixar, CGI (Computer Generated Imagery) teknolojisini kullanarak 90 senedir kullanılan kağıt ve selülozun fotoğrafının çekilmesi yöntemini, bugün kullanilan digital animasyon teknolojilerine getirdi. Doğru söylüyorsun, teknik anlamda birçok stüdyodan cok üstünüz. Benim elimde şu yeni yazılımlardan var. Ne kadar yaratıcı olduğunu anlatamam. Her şeyi, her filmi o yapıyor. Yok böyle bir şey. Bunlar birer araç. Önemli olan anlattığın hikaye. İnsanlar hikayeyi dinliyorlar. Araç yalnızca hikayeni daha iyi bir şekilde anlatabilmene yardımcı oluyor, o kadar. Lucas Film’de çalışırken oradaki animatorlere bakıp onlar kadar zeki olmadığıma kanaat getirmiştim. Animatörler yoktan bir şeyi bu dünyada yaratabiliyorlardı. Önemli olan animasyon sanatını ve teknolojiyi bir araya getirmek. Sürekli teknolojiden esinleniyoruz. Her yeni anlattığımız hikayede nasıl olacağını bilmediğimiz bir şeyi seçiyoruz. Böylelikle teknolojide ilerliyoruz."

AYIN ALKIŞLARI:

· Satışlarınızı arttırmak için hangi markalarla işbirlikleri yapıyorsunuz? ·
Bu ay Quentin Tarantino’nun “sunduğu” gerilim filmi “Hostel” vizyona giriyor. 3 milyon dolarlık filmden en az 30 milyon dolarlık bir hasılat bekleniyor. Nasıl mı? “Quentin Tarantino presents” diyerek. Presents ne demek? Ben henüz anlayamadım. Quentin Tarantino izlemiş, beğenmiş, bana da izlememi öneriyor demek. Aferin. Kimsenin ilgisini bile çekmeyecek bir filmden, hasılat rekoru kırmaya aday bir film yaratılıyor. Meraklısına… Quentin Tarantino’nun 2001 yılında sunduğu ‘Iron Monkey’ 14.7 milyon dolar, 2003 yılında sunduğu ‘Hero’ 53.6 milyon dolar hasılat yaptı.·

Pazarınızda, bizden kötüleri de var deyip ikinciliği kabul ediyor musunuz?·

Kolalı içecekler pazarında yani Pepsi (NYSE:PEP) ve Coca-Cola (NYSE:KO) rekabetinde yazılmamış yazı, söylenmemiş söz kalmadı sanırım. Coca-Cola gönülleri kazanmış, satışları Pepsi’nin çok üzerinde bir marka. Halbuki, NYSE’de Pepsi hisseleri kazandırıyor. Pepsi, kolalı içecek kategorisinde liderliği alamayınca kategoriyi yeniden tanımladı. Snack Food Drinks olarak nitelendirdiği kategoriye, Quaker Oats ve Frito Lay’in yanına su (Aquafina), enerji içeceği (Gatorade), ve gazsız içecek olan Tropicana’yı koyarak Pepsi’nin hisse değerini yükseltti. Meraklısına… Bu ay Pepsi’nin hisse değeri Coca-Cola’yı (belki de tarihinde ilk defa) geçti.·

Rakiplerinizin başarılarından dersler çıkarıyor musunuz?·

HBO’nun bol ödüllü, bol seyircili dizisi Sex and City’den ders çıkaran rakipler yeni sezona perşembe akşamlarına 2 yeni dizi ile giriyorlar. İlki, Sex and the City’deki dört kadın yerine Manhattan’da yaşayan 4 erkeği konu alan ‘Four Kings’. Diğeri, dizinin ilişkiler üzerine yazan ana karakteri Carrie Bradshaw’ın Manhattan yerine Los Angeles’ta yaşayan versiyonu; ‘Emily’s reasons why not’. Yeni diziler, reklam pastasından büyük paylar almayı hedefliyor.

Live From NY'den alıntıdır.

Cuma, Mayıs 12, 2006

Biri gelebilir.

Arkadaşlar yakında aranıza sıcak sevimli ve işini iyi yapan biri gelebilir. İnanın bizimle birlikte çalışmak için epey fedakarlık yapıyor, gerçekleşirse ( detaylar kaldı ) çok seveceğimize inanıyorum...

Bir Dost

Bazı değerlerin ölçüsü metrik sistemin dışındadır. Asimetrik bir sistemin yaratıcısı kalbimiz, ruhumuzun beslendiği bu değerlerden alyuvar ve akyuvar yaratırken görmezden geldiği nesneleri paralel bir dünyaya yerleştirir. Bu dünyanın misafirden hoşlanmadığı yalanını uyduran bizler, orada bir saniye dahi geçirmemek için elimizden geleni yapmalıyız.
Kısacası "mutluluk sizi sınamadan siz onu tanıyın, bir dost olarak daha yumuşak davranacaktır, emin olun."

Çarşamba, Mayıs 10, 2006

Temizlik


MuhteŞEN bir gün mandalina. Hepinize günaydın sevgi seçkini mandalina insanları, günaydın. İşe ve de fetişe zaman ayırmayı unutmayın.
Bugün se"vimli" cifli bir temizlik yapın hayatınızda, geçmişin kirini pasını silecek tertemiz bir gelecek bugün market raflarına indirimle tıırmanmış, kaçırmayın... Hadi başlıyoruz temizliğe!

Pazartesi, Mayıs 08, 2006

BlogNot

Kısa kısa notlar alalım buraya da yazalım.

merhaba

günaydın

Pazartesi! Duydum, geliyorum...

Bugün haftanın ilk günü olabilir, evet hava bulutlu ve serin olabilir ama kökü toprakta su peşinde koşan Pakistan topraklarındaki ağaç bile huzur içinde salınımına devam edecek kadar fotosentez yapabilmiş ise... Evet, bugün güzel bir gün, bilmeyenlere duyurulur, kafaları karışmasın güzel bir günü birlikte yaşayacağız nasıl olsa. Günaydın Sİbel bu arada.

Pazar, Mayıs 07, 2006

kedicik!


PPR'ın kedisi "Kedican" ile tanışın! Yanına gittiğimde uykusunu bölmüş oldum ama yine de ciddiyetini bozmaksızın küçük bir sohbeti kabul etti ve uzaktan akrabası Garfield'ın çizgifilmlerden sonra sinemadaki kariyerinden çok gurur duyduğunu söyledi.
Bezz döşemelik kumaşlarındaki konseptimizde fotoğrafçılıklarını konuşturan PPR ekibine çok sevgiler ve sonsuz teşekkürler... Yeni projelerde tekrar birlikte çalışmak dileğiyle...

Cumartesi, Mayıs 06, 2006

Seçenekler

Seçenekler üstünde durmalı mıyız? Bence durmadan ilerlemeliyiz!
Seçenekleri gözden geçirmeli miyiz? Bence gözden düşürmeliyiz!
Seçeneklerde belirtilen farkları görmeli miyiz? Bence gördüklerimizin farklarını belirtmeliyiz!

Damlayanlar ve Anlayanlar

Tane olsa her damla hepimizin bir denizi olurdu. Benim bir denizim yok, damla damla dolan bir kalbim var. Şimdiye kadar damlamış ve damlamaya devam eden herkese teşekkürler.

Cuma, Mayıs 05, 2006

Perşembe, Mayıs 04, 2006

güllük gülistanbul!

Poyraz içinden, İstanbul dışından güzelmiş.. İçinde yaşayanlar İstanbul dışından gelenleri merak ederlermiş. Rüzgarı karelere bölüp başka bir kentte, başkentte, yeniden yaşıyor gibi olmaklığıyla seviyorum İstanbul'u. İSTediğimiz ANda BULmak için çektik fotoğraflarını... şimdilik kumaşlarla giydiriğimiz, olabildiğine bir gözkyüzü altı, saklıyor aklında, karıncalanmış ayaklardan bacaklara uzanmayacak bir hatrı.

Çarşamba, Mayıs 03, 2006

GÜNleri İllerle Eşleştirdim Size AYDIN Çıktı.

Hayatın takip edilemeyen izleri. Kim bırakır, kim siler, kim takip eder... Peki ya kim eşlik eder bu izlere? Ben takip edemiyorum, hele eşlik etmeyi hiç beceremiyorum. Her sabah yeni bir izin toprak nemlendiren kokusu peşinde geliyorum Mandalina'ya ve kimi buluyorum tahmin edin? Sizi :). Herkese günaydın.

Geçmiş ZEMAN olur ki...

Zeman Masa Saati'nin 4 versiyonu, Laboratuvar Tüpleri ve Paslanmaz Sac kullanarak tasarladığım vazolar, ayrıca gene Paslanmazdan Duvar Panosu Mayıs ayı içinde Pi'de satışa sunulacak. Ayrıca Tüm bu tasarımları 4 Haziran'da Tevfik Fikret Lisesi'nin Tava Şenliği'nde de tanıtmayı planlıyorum...

Hayırlısı...Bana şans dileyin olur mu?

Kalender

Arkadaşlar,

Tasarladığım Kalender isimli bu cici takvim, Karum Alışveriş Merkezi'nde hem Aymelek Concept, hem de Pi mağazasında satışa sunulmuştur...

Telmek için tasarladığım Server Rack'dan sonra, bu benim için gerçekten önemli bir adımdı. İnanıyorum ki üzerinde çalıştığım diğer ürünleri de en kısa zamanda piyasayada çeşitli mağazalarda göreceğiz.

İşte böyle...Sizlerle paylaşmak istedim. :)

ofis bomboş

çok sıkıcı buradakiler. kızlar çabuk dönün!

2090

Bugün çarşamba üç eksikle yola devam ediyoruz. Dün I'ı Robot vardı televizyonda. Merak ediyorum acaba 2090 yılında dünyada kaç zenci kaç beyaz olacak. Aslında pek önemli değil de... O zamanda yaşayan bir zenci olarak tekrar dünyaya gelirsem beni neler bekliyor, hangi okullar, hangi mahalleler, hangi iş fırsatları veya hangi hapisaneler, hangi köprülerin altları (tabi su kalırsa o zamana dünyada belki yeni köprüler de yapılabilir) acaba. Sabah sabah bunları düşündüm, bir fikri olan var ise lütfen benimle paylaşsın tabi paylaşmak istemezse de anlayışla karşılanacaktır emin olun. Hepinize iyi çalışmalar.

Salı, Mayıs 02, 2006

Özlem Dolu Adımlar

Özlem dolu adımlarınız buradan dahi duyuluyor Zeynep Gizem. Dikkatli olunuz lütfen, çekimin güzel geçeceğinden eminim bu arada. Belki okuma fırsatınız olur hepinize kolay gelsin. Bir Perşembe sabahı üç kişi gelecek İstanbul'un sokak sokak tozunu pul pul denizini almış hatıralara...

gidi gidi günler


Biraz nostalji yapalım dedim. Herşey nasıl da değişiyor. İnsanlar, mekanlar ve neler neler hihohayt :)

Yarın Banu, Şeyda ve ben İstanbul'a gidiyoruz. Buradan tüm ofistekilere sevgiler!! Güzel bir çekim olacak ama özlem dolu adımlar atacağız, eminim.

Pazartesi, Mayıs 01, 2006

müdürünüz sesleniyor

işiniz gücünüz yok mu sizin, oraya buraya üye oluyorsunuz.. msn'den sonra blog da yasak......

ooo herkes burdaymış...



Yorucu bir Mac-Pc uyumsuzluğu mücadelesini kazanarak aranıza katıldım... Teşekkür ederim Gizem'cim...
Bakıyorum konu Görkem'den açılmış, ben de size Erbil imzalı bir Görkem fotosu hediye edeyim.
Hatta içinde bir de ben olayım ki doğanın ne denli göz kamaştırıcı güzellikler yaratabildiğine iki kez şaşıralım...

mayısımtırak

Dün geceden Ankara'yı biraz daha yeşertmiş yağmrun su yüzüne çıkardığı sabah güzelliklerini karşımda gördükçe mutluluğum kıvırtıyor dudaklarımı..
Rimellerimle buğulanan gözlerimden bakıyorum bu sabah Mandalina'ya, herkese iyi sabahlar ve merhaba yepyeni bir haftaya..

Tik Tak

Renklerin gökten kuşak kuşak, akın akın moleküler hareketlerle ilerlediği, saniyelerin 60'a 60 'tik'ten 'tak'alarla dalgalara yön verip gözlerimi kamaştırdığı bu pazar/ertesinde, yağmur bekliyorum eğimlere boyun eğecek.

Sizin Markanız Ne Renk?