Cumartesi, Mayıs 30, 2009

Ben de, ben de, ben de...

Kim etrafında üç tane dürüst insan sayabilir?
Belkide 30 tane olmuştur şimdi saydıkların.
Boşver.
Sen dürüstmüsün?

Cuma, Mayıs 01, 2009

Alışveriş Merkezleri Cumhuriyeti


Alışveriş merkezleri hayatımıza bir girdi, pir girdi. 1988’de açılan Galleria’nın üzerinden 20 yıl geçti. Şimdi, ülkemizde irili ufaklı 180 civarında Alışveriş Merkezi (AVM) var. Bir o kadarı da 3-4 yıl içerisinde açılacak.

Büyük metropollerde başlayan AVM furyası artık tüm şehirlerimize yayılıyor, hatta 5 yıl içerisinde ilçelerimize bile nüfus edecek.

Kalabalıklar AVM’lere doluşurken, alışveriş ve keyif zamanlarının çoğu AVM’lerde geçerken, perakende satışların %20’si AVM’lerden yapılırken, yaklaşık 500 bin insan AVM’lerde çalışırken, Cumartesi günleri Türkiye’nin %8’i AVM ziyaretinde bulunurken akla şu soru geliyor: AVM’ler toplumsal hayatımızda ve kültürümüzde değişiklikler yarattı mı? Bir başka deyişle, AVM’ler bizi değiştiriyor mu?

2007’nin Ağustos ayında NTV’nin web sitesinde okuduğum bir haber, bana yukarıdaki soruyu sordurdu ve bu makaleyi kaleme almama neden oldu. Haber şöyleydi;

“Giysiden mobilyaya, mutfak eşyasından, bahçe düzenlemesine kadar aranan her şeyin kolaylıkla bir arada bulunabildiği, eğlenmek için tiyatrosunda oyun, sinemalarında film izlenebilen, arkadaş ve dostlarla bir yandan dertleşirken diğer yandan bir şeyler içip, yemek yenebildiği restoran ve kefeleriyle, her türlü ihtiyacın mekan değiştirmeden karşılanabildiği bu merkezler, çoktan birer cazibe alanı haline gelmeyi başardı.

Yorucu bir haftanın ardından iki günlük hafta sonu tatilinde ne yapacağını şaşıran ebeveyn ve aileler için de adeta bir kurtarıcı haline gelen bu alışveriş merkezleri, Türk halkının eğlenme ve dinlenme kültüründe de köklü değişikliklere neden oldu. Daha önce aile ziyaretleri, komşu gezmeleri ve pikniklerle doldurulan bu tatil günleri, artık azımsanmayacak sayıda kişinin sabah saat 10.00’da “film izlemeye” diye girip, yemek yiyip, alışveriş yaparak akşama kadar vakit geçirdikleri yerler haline geldi.”

Haberi hazırlayan gazeteci, bayram tatillerini akraba ziyareti için değil de, tatil köyü ziyareti için değerlendiren halkımızı eleştirenler gibi yaklaşmış konuya. Ben başka bir açıdan bakıyorum.

Benim bakış açım; AVM’lerin toplumun stres atma kaynağı, insanların kaynaşma noktası, ekonominin kalbi olduğu gibi tezleri içeriyor.

Her ne kadar toplumları var veya yok edenin ekonomik nedenler olduğunu söylesek de toplumsal dönüşümleri, kültürel geçişleri hep siyasi açılardan ele almaya bayılırız.

Oysaki değişimin temelinde ekonomik nedenler yatar ve ekonomin temeli de alışveriştir.

Semt pazarlarının, alışveriş caddelerinin, çarşıların, esnafların, özellikle de AVM’lerin kültürümüze, değerlerimize, modernleşmeye, ilerlemeye olan olumlu olumsuz katkılarını daha çok irdelemeyiz diye düşünüyorum.

Düşüncelerimi temellendirmek için biraz tarihe dalalım…

Alışveriş eskiden esnafın bol olduğu caddelerden yapılırdı. Buralara çarşı da denirdi. Haftada bir kurulan semt pazarları da alışveriş için ideal yerlerdi. (Hoş buralara da “çarşı” denirdi)

Bir Not: Pazarlama teriminin İngilizcesi “marketing”; “pazara çıkarma”, “pazarda sunulacak/satılacak hale getirme” anlamına geliyor. Bu terim, semt, kasaba pazarlarına çiftçilerin ürünlerini getirip satmaları eylemini ifade etmek için kullanılmaya başlanmış sonrasında günümüzdeki modern anlamına kavuşmuştur. Marketing kelimesini “Pazarlama” olarak adlandıran İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Oluç’tur. Yanılmıyorsam 1950’li yıllarda kullanmıştır.

Eskiden semt pazarları ve alışveriş caddeleri bulundukları şehrin canlılığını yansıtırdı. Şehirde yaşamanın (kümelenmenin, burjuva olmanın) avantajıydı buralar. Aynı zamanda sosyalleşmenin da mekânlarıydı. Toplumsal dokunun oluşmasında önemli rol oynadılar.

Semt/kasaba/şehir pazarlarının ve alışveriş caddelerinin ekonomik değerleri de çok yüksekti. Kârın (katma değerin, sermayenin) oluştuğu yerlerdi. Ticaretin öğrenildiği yerlerdi.

Türklerin Anadolu’ya ilk geldiği zamanlarda pazar esnafı genelde ecnebi tüccarlardı. Hem ipekyolu ve deniz yoluyla gelen/getirttikleri malları satarlardı, hem de çiftçilerden veya yaylacılardan aldıkları ürünleri satarlardı.

Göçebe olan, kendi ürettiğini tüketmeyi yeğleyen, kar etmenin gayri ahlaki olduğunu düşünen Türk insanının ticaretle tanışmasını semt pazarları sağladı. Zamanla buralarda kendi ürettiklerini veya satın aldıklarını satarak esnaflığı ve ticareti öğrenmeye başladılar.

Türklerin göçebelikten yerleşikliğe geçmelerinde, kümeleşmelerinde, kentleşmelerinde pazarların çok önemli yeri vardır.

Eskiden sadece üstü açık alışveriş yerleri yoktu, kapalı olanları da vardı. Başta bez (kumaş) olmak üzere her çeşit değerli eşyanın alım, satımı için yapılmış üstü kapalı çarşıya “bedesten” denilirdi.

Bedestenler dünyanın ilk AVM’leriydi. En meşhuru ve en büyüğü Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Eminönü’ndeki Kapalıçarşı’dır.

Kapalıçarşı Osmanlı döneminde İstanbul ekonomisinin kalbiydi. Buradaki dükkânlarda dünyanın ve imparatorluğun her tarafından toplanmış mücevherler, altınlar, silahlar, kıymetli kumaşlar, şallar, halılar ve her nevi değerli eşyalar satılmak için sergilenirdi. Buradaki esnaf şehrin en zengin esnafı idi. Tahmin edebileceğiniz gibi Kapalıçarşı’nın ilk esnafı ecnebi vatandaşlardı. Zamanla bu esnafların arasına Türkler de katıldı.

Gelgelelim, bir ilki yaratan Türkler, Kapalıçarşı (bedesten) modelini geliştiremediler ve dünyaya ihraç edemediler. Yüzyıllar sonra yurtdışından AVM’yi ithal ettik.

Türkiye’nin her yerinde pıtrak gibi biten AVM’lerin toplumsal bir dönüşüm sağladığına inanıyorum.

5 yıl içerisinde toplam perakende satışların %50’si AVM’lerde gerçekleşecek. Yani Türkiye ekonomisinin kalbi AVM’lerde atacak.

Zaten bunun farkına varan perakendeciler yapılmakta olan ve plan halindeki AVM’lerin mağazalarını kiralamak için yarış halindeler. AVM’de yer kapmak çok zor. Şu ana kadar açılmış AVM’lerde köşesi olan markaların yeni açılacak AVM’lerde yer bulması daha kolay.

(Bence AVM’lere giremeyen perakende markaları bir araya gelip kooperatif oluşturmalı ve kendi AVM’lerini inşa etmeliler.)

AVM’lerin tüketicilere sunduğu temel avantaj; insanı olumsuz hava koşullarından kurtarması, türlü ihtiyaçları karşılayabilen mağazaları barındırması, eğlence ortamı sunabilmesi ve buluşma mekanı olabilmesidir.

Ama bu avantajdan daha önemlisi sosyal hayatın kalbi olmaya başlamalarıdır. İnsanların stres attığı, kalabalıklara güvenerek karıştığı, yeni yüzlerle tanıştığı, sosyalleştiği, trendleri takip edebildiği alanlardır AVM’ler.

Kim bilir kaç kişi aşkıyla AVM’de tanıştı veya tanışacak, kim bilir kaç kişi üzüntüsünü-sıkıntısını AVM’de vakit geçirerek atıyor veya atacak.

Toplumun soluk aldığı, birbiriyle kaynaştığı, birbirini anladığı yer olarak AVM’lerin sosyal barışa da katkıları olduğunu düşünüyorum.

Özetle; AVM’lerin ekonomik ve sosyal hayata katkıları konunun uzmanlarınca daha fazla masaya yatırılmalıdır, diye düşünüyorum.

Bu tespitlerimden yola çıkarak aşağıdaki önerileri getiriyorum.

· AVM’ler şehrin içinden uzaklaştırılmamalıdır. (Özellikle otomobili olmayan çoğunluk düşünülmelidir.)

· AVM’lerin otoparkları ücretsiz olmalıdır.

· AVM’lerin kapanış saatleri 24:00’a çekilmelidir.

· 24 saat açık AVM’ler olmalıdır.



Son söz: Bir gün gelecek günün herhangi bir anında Türkiye nüfusunun %25’i AVM’lerde bulunuyor olacak.

Murat Şaylan'ın blogundan alıntıdır.

Sizin Markanız Ne Renk?