Perşembe, Ekim 11, 2007

BayRamazan

Geldi geliyor derken, erken mi geldi ne bu bayram.
Zamanın peşinden koşan bizler, yarına yetişemeyeceğimizi bile bile dünü yaşamaya devam ediyoruz. Buradan çıkan sonuç şu oluyor...
"Geçmiş bayramınız kutlu olsun!"

Kafam karıştı da biraz, sizinle de paylaşayım istedim bu karışıklığı.

:)

Cumartesi, Haziran 02, 2007

Biraz su da ben serpmek isterim..


Şimdi şimdi yeşillerin ortasındayım. Güller sarmış etrafımı bir de adlarını öğrenmeye çalıştığım benim için yeni çiçekler. Aklımda tutmaya çalışıyorum adını, bak onun yaprağı kadife kadifeydi diyorum. ‘Utanmış pembe kadifesi’ yapraklı çiçek, sevgilisine kavuşamayan bir boynu büküklüğü düşürüyor aklıma. Gözlerimi zor alıyorum da atıyorum daha uzağa. Biliyorum ki deniz, sayılı adım mesafemde. ‘Deniz sefer sayılı’ bir yolculuğa çıkmışım. Uzamış yeşiller çakıl taşı yollarıma, yollarımın hatları bürünmüş yeşillere. Onlar bu mevsimde ister ki eş dost salınarak geçsin üzerlerinden. Yürümek bize nasıl güzelse, yollara da yürünmek güzeldir çünkü. Sert havaların terkedilmişliği yavaş yavaş bırakır yerini insan sıcaklığına. Zaman yeşillere yayılma, tek gürültü yapma hakkını cırcır böceklerine bırakma, elin çoğu zaman gidemediği ne kadar ‘off’ tuşu varsa basma, uzay uydularıyla bağlantıyı koparma zamanıdır; belki çoktandır elde olan bir anne kurabiyesi tarifini hayata geçirme zamanıdır.

Birkaç gün de olsa siz de kendi bahçenizden çalın böyle zamanları.. Doğa bu denli yakınınızda olmasa da, elbet vardır yeşiller bir yerlerde..

Cuma, Haziran 01, 2007

Yağmurdan köpükler...

Yağmur yağmıyor da sanki caddeler, yollar canlanıp akıyor ayaklarımızın altından... Susuz geçmez gemiler misali, biz de mi kaptırsak kendimizi şehrin köpüklerine.
Ankara'nın suyunu bulup çıkaramadılar da sıra "kesintilere" geldi. Çıkardınız ya suyunu daha ne istersiniz, grisiyle gözünüzü boyamayan Ankara'dan. Ben Ankara'yı seviyorum arkadaşlar. Yağmuruyla, grisiyle, altımızdan girip üstümüze çıkan yollarıyla...

Ben Ankara'yı seviyorum...
Hepinizi seviyorum yahu, var mı ötesi.

Salı, Şubat 06, 2007

WOMM

WORD-OF-MOUTH MARKETING NEDİR?

Ürününüzü veya servislerinizi kullanan tüketicilerin, o ürün veya servis hakkında olumlu tecrübelerini çevrelerine yani potansiyel müşterilere aktarmasına ağızdan ağıza pazarlama denir. Tüketiciler olumlu tecrübelerini aktardıkça ürününüzün veya servisinizin pazarlama mesajı ücretsiz, güvenilir ve odaklı bir şekilde yayılır.
Eğer insanlara tanıdıklarına anlatabilecekleri materyal sağlanabilirse insanlar tecrübeleri hakkında konuşmak, kendi fikirlerini paylaşmak için daha istekli olurlar. Ama unutulmaması gereken diğer bir unsur ise kötü bir tecrübe iyi bir tecrübeden daha çabuk yayılır ve daha çok tekrarlanır. İnsanlara sürpriz ve merak faktörleri ile yaklaşıldığı zaman, iyi tecrübelerinin de kötü bir tecrübe kadar çabuk yayılması sağlanabilir çünkü insanlar onlara yapılan sürprizler hakkında konuşmayı severler.

INTERNET İLE WORD-OF-MOUTH MARKETING AŞKI NE ZAMAN BAŞLADI?

Word-of-Mouth Marketing aslında insanlık tarihi kadar eskidir. Yeni olanzaten insanların doğasında varolan bu gerçeğin bir pazarlama aracı olarak kullanılmaya başlanması ve hızla gelişen teknolojidir. İnternet sayesinde Word-of-Mouth Marketing dalgaları yaratılabilmek mümkündür. Word-of-Mouth Marketing, yeni bulduğu arkadaşı ile yaratılması daha kolay ve etkisi daha güçlü bir pazarlama aracına dönüşmüştür.

WORD-OF-MOUTH MARKETING'LE NELER KAZANABİLİRSİNİZ?


Word-of-Mouth Marketing yıllardır gücü göz ardı edilmiş fakat diğer pazarlama metotlarından daha etkili olan bir yöntemdir. Tüketiciler, ürün/hizmet bilgisini, kendilerine yakın olan başka tüketicilerden öğrenmeyi ister ve onların değerlendirmesine yön güvenirler. Word-of-Mouth Marketing karar verme sürecini çabuklaştırmada en etkili yollardan bir tanesidir. Bunun sebebi ise müşteri daha önceden satın alma kararının nasıl verildiğini bir reklam yerine kendisi gibi aynı konumda bulunmuş diğer müşterilerden öğreniyor ve alınan kararın başarılı bir şekilde işlediğini görmüş oluyor. Amacı tüketicilere bir mesaj iletmeye çalışmaktan ziyade verilecek mesajı onlarla beraber yaratmak olan Word-of-Mouth Marketing tüketicileri kampanyanın bir parçası yapar. Onlara konuşmaz onlarla birlikte konuşur.
Word-of-Mouth Marketing müşterinin kendi sesi olduğu için potansiyel müşteriler tarafından daha güvenilir ve daha açık bulunulur ki bu da satın alma sürecini kısaltır. Müşteriler arasında diyalog kurulduğu zaman, marka da müşterinin içinde bulunduğu topluluğun bir parçası olmaya başlar ve müşterileri gelecekteki pazarlama kampanyalarının mesajları için daha açık konuma getirir. Eğer müşteriyle olumlu bir diyalog kurulursa her olumlu yorum yapan müşteri sizin için güvenilir ve bağımsız birer marka elçisine dönüşür ve markanızın imajını yükseltir.

Mediacat

Pazartesi, Şubat 05, 2007

17 Şubat 2000

Yakında yeni yaşımızı kutlayacağız,
Çiğdem, Özge, Gizem, Hande, Şeyda
Nerdesiniz?

Perşembe, Ocak 11, 2007

iPhone geliyor!


Telefon alacaklar biraz beklerse sanırım şık bir tasarımla konuşma keyifini yaşayacaklar.

4 ve 8 GB'lık flash hafızaya sahip olan modelin fiyatları 499$ ve 599 $.
Özellikleri ise kısaca şöyle, sitesinden de inceleyebilirsiniz.-
iPod/cep telefonu/internet amaçlı kullanılabilme- 3.5inç geniş ekran- 4GB/8GB kapasite- 2 megapiksel kamera- 11.6 mm kalınlık- 4 bant GSM/EDGE desteği- Wi-Fi ve Bluetooth 2.0- 16 saat müzik pil ömrü, 5 saat internet/konuşma/video pil ömrü- iPod hazneleriyle uyumlu-
Çoklu dokunuş denen (multi touch) dokunmatik ekran teknolojisine sahip.
Arabirimde birden fazla parmakla işlem yapabiliyorsunuz.-
Mac OS X’in özel uyarlanmış sürümünü kullanıyor- iChat benzeri SMS sohbetleri- Safari HTML tarayıcısı- Widget desteği- IMAP ve POP e-posta desteği- Google Maps desteği- Tek bir tuşu var. Onun dışında her şey dokunmatik- Aydınlatmalı ve ses açma/kapama sensörlerine sahipiPhone henüz üretim aşamasında, sadece tanıtımı yapılmış.
Onay süreci halen devam ediyor ve Amerika'da Haziran 2007'de piyasaya sürülecek ve GSM Operatörü Cinguların'ın taşıyıcılığıyla satışa çıkarılacak. Ayrıca iPhone, Avrupa'da yılın sonuna doğru, Asya ülkelerinde ise 2008 yılında satışa çıkacak. Daha zaman var!iPhone fotoğrafları için tıklayın

Çarşamba, Ocak 10, 2007

Ali Saydam İlginç bir kişilik...

Acaristanbul bir basın toplantısıyla kurtulmazAcaristanbul bir basın toplantısıyla kurtulmaz

Düzenlenen her basın toplantısı, doğru bir iletişim etkinliği değildir. 'Çıkar bir beyanat veririm, herkes anlar!' tavrı her zaman istenilen sonuçları vermeyebilir... Bu gerçeği iki örnekte çok iyi yaşadık. Biri, Erke'nin, diğeri Acar'ların basın toplantısında.İş ve ekonomi dünyasının en önemli 'ayaklarından' biri olan iletişim, iki nedenden dolayı diğer uzmanlıklar kadar saygı görmez. Birincisi: İletişim ile ilgili yapılan hataların sonuçları hemen görülmez. Kötü yönetilen itibarın çıktısı, aylar yıllar sonra yaşanabilir... Oysa, örneğin pilotaj hatalarının sonuçları anında görülür... Mühendislik alanlarındaki yanlışların faturası hemen kesilir; tahsilat hiç gecikmez... İkincisi: Hekimlikte, avukatlıkta, mimarlıkta, mühendislikte olanın tersine iletişimdeki bilgi, beceri ve deneyimin belgesi, tescil mercii yoktur. Kapısına 'İletişim Danışmanı', 'Reklamcı', 'Halkla İlişkilerci' levhası asan herkes bu mesleği icra edebilir... Odası yoktur; mesleki denetimi yoktur... Hal böyle olunca 'Raskolnikov kuralı' (Suç ve Ceza) devreye girer: 'Tanrı yoksa her şey mubahtır!'... Sonuç: Herkes iletişimin her alanında önce bilgili, sonra uzman ve nihayet başkalarına da akıl veren bir 'bilge' olduğu 'zehabına' kapılır...İsmet Acar Bey düzenlediği basın toplantısında, Acaristanbul'a gelen devlet görevlilerine silah çekilmediğini, o bölgede dilediği kadar ağaç kesme yetkilerinin olduğunu, Orman Bakanı Osman Pepe'ye karşı nasıl mücadele verdiklerini falan anlatmış... Belki haklıdır... Hiç önemli değil... Belki Erke'ciler de gerçekten 'Dünyayı Kurtaran Adam' durumu yaratacak buluşu gerçekleştirmişlerdir. Fark etmez! Değil mi ki, iletişimi 'usulü veçhile amel' edemediler, basın toplantısı aleyhlerine çalıştı ve durduk yerde olumsuz haberlerle manşet oldular, itibar kaybettiler. Başka hataları da var da, esas olarak iletişimin üç temel kuralına uymadılar: Yenilikçilik, Süreklilik, Tutarlılık... Erke'ciler ve Acar'lar hangi hedefli, planlı, programlı, ölçümlenen, düzenli, sürekli iletişim programı uyguluyorlar ki, durduk yerde düzenledikleri bir basın toplantısıyla iletişim hedeflerine ulaşacaklarını sanıyorlar?

'Karşıyım her şeye, karşıyım var mı?'

DÜNYANIN en kolay işi iktidar partisine yüklenmektir. En iyi primi öyle yaparsınız. İyi bir şey yapsalar da görmeyecek; yaptıkları her şeyi sonuna kadar eleştirecek, yerin dibine batıracaksınız. O zaman daha etkili bir yazar ve aydın olursunuz. Ayrıca entelektüel olmanın 5 şartından ilki, Sezen Aksu'nun Harun Kolçak'a verdiği parçası 'Karşıyım her şeye karşıyım var mı?'da ifadesini bulduğu gibi, önüne gelen her şeyi eleştirmek, horlamak, bu arada iktidar partisinin ise yüzüne dahi bakmamaktır...Ben bugün bizim entelektüel olduğumuzu sananları bir kez daha düş kırıklığına uğratacak ve AK Parti'nin (AKP demiyorum ha, dikkat!..) iletişimi yönetmede attıkları yeni bir olumlu adımdan söz edeceğim. Her ne kadar Başbakan'ın iletişiminde zaman zaman çakılsalar; Tayyip Bey'in devirdiği, ülkenin yeşil alan sorununu çözecek kadar mebzul miktardaki çamları toplamak için akla karayı seçseler dahi, attıkları doğru adımları, doğru analiz etmek, siyasi iletişim alanında zenginleşmek adına işe yarayabilir...Medya ve İletişimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı görevine getirilmiş olan Prof. Dr. Edibe Sözen Hanım'dan söz ediyorum. Kendisini uzun yıllardır izlerim. Bir iki panelde birlikte olduk. Bir kere de NPQ Türkiye Tartışıyor adlı TV Programında 'Türk Kimliği' meselesini tartışmıştık... Hasbelkader aynı fakültede ders verdik. Tabii biz uygulamacı öğretim görevlisi olarak... Edibe Hanım, Akif Beki'den sonra AK Parti'nin iletişim konusunda yaptığı ikinci ve doğru atamadır... Umarız Başbakan Erdoğan Edibe Hanım'a yaşama alanı bırakılmasını sağlar. Daha işin başındayken biraz 'tabir-i amiye' ile söyleyelim: 'Edibe Hanım'ı 'yemek', onun ayağını kaydırmak için elinden geleni ardına koyamayacak 'bedhahlar' ve 'iletişim özürlü cahiller' olacaktır'... Çünkü iletişimciler işleri gereği Başbakan'ın yakınında olmak durumundadırlar; bu da kariyerlerini Başbakan'ın yamacında olmaya endekslemiş 'profesyonelleri' rahatsız eder... Hani seçimler de yaklaşıyor ya...

İmaj'ı artık sadece cahiller kullanıyor

İŞ ve iletişim dünyasında söz sahibi olan ve olmak isteyen herkes, Oray Eğin'in salı günkü yazısını okumalı. Reklam, PR ve genel anlamda iletişim alanında top koşturan bazı uygulamacıların ve iletişim fakültelerinde uygulamadan uzakta kuramlar arasında paralize olmuş akademisyenlerin hala kafalarının basmadığı 'imaj' meselesini nasıl da çözmüş, girin internete okuyun...Tanıyanlar, okuyanlar bilir, 'imaj' kavramının iletişim boyutunda kullanımına yıllardır şiddetle karşı çıkarım... Hani sanatçılar şu son Sertab Erener örneğinde olduğu gibi saçlarıyla falan oynadılar mı, 'imajını değiştirdi' muhabbeti başlar ya... Ya da 'image maker'dan söz edilir; başta siyasetçilerin bu uzmanlara teslim olmaları tavsiye edilir ya... Benim itirazım ona. Kafa karıştırmayı da göze alarak bir kez daha ifade edelim: Diğer alanlarda kullanılmasına hiçbir itirazım yok. Fizikte, optikte, sanatta, resimde, hatta psikolojide, sosyolojide... Benim itirazım iletişimde kullanılmasına. İmaj yerine 'algı' ya da 'algılama' kavramı kullanılmalı...En az 10 yıldır sürdürdüğüm bu itirazımı iş dünyası ve uygulayıcıların bir kısmı çoktan anladı. Çünkü onlar hayatın içindeydiler. 'Mış gibi yapmanın' hedef kitlede nasıl geri tepebildiğini hemen görüyorlardı. Görmeyenler okumuş cahillerdi... Pratikten kopuk acemi akademisyenler falan... İş giderek turnusol kağıdına döndü. Kim ki iletişimde, artık eni konu naftalin kokan 'imaj' kavramını kullanıyor, biline ki cahil ve/veya tecrübesizdir... Bunu uzunca bir süre sadece birkaç kişi savuna geldik. Salı günü itibariyle bu listeye Oray Eğin de dahil oldu. Ama asıl Şaha B. Baygül imdada yetişti. Tartışma gruplarından birine mesaj atmış... Halkla ilişkilerin tartışmasız en büyük kuramcısı olarak kabul edilen James Grunig'in 1993 yılında Public Relations Review dergisinde yayınlanan bir makalesini bulmuş, göndermiş. Grunig makalesinde halka ilişkiler eğitiminin efsanevi ismi ve Georgia Üniversitesi Gazetecilik ve Kitle İletişimi Bölümü'nün ünlü dekanı Scott Cutlip'den yaptığı bir alıntıya yer vermiş. Bakın Cutlip ve Grunig ne demişler:'İmaj kelimesinden nefret ederim ve Kotler ise bir imaj düşkünüdür/okuyucu ve izleyicilerine 'imaj bir insanın bir nesne hakkında sahip olduğu inançlar, fikirler ve izlenimlerin bir bütünüdür' der. Benim Webster ise bana 'bir imaj bir kişi veya şeyin bir reprodüksiyonu veya taklididir' der. Eğer Kotler Latince bilseydi, imaj kelimesinin 'imitari'- yani imitasyondan geldiğini bilirdi. Biz ise Halkla İlişkilerde iyi, eski model kelime olan itibarla ilgilenmeliyiz, imajla değil'...Yabancılar söylemişler ya, bizim söylediğimizin de nihayet bir ağırlığı olur inşallah.

Ali Saydam
26.11.2006

Akşam Gazetesi

Salı, Ocak 09, 2007

Takvim uzun...

Altından kalktıkça ciğerlerimizi genişleten zorluklar "sayesinde", temiz havanın keyfini daha bir güzel alıyoruz. Nefes almak, yaşamak yeni yeni anlamlar kazanıyor. Günler çiziliyor, daha sıkı tuttuğumuz kalemlerin renkli uçlarıyla.
Takvim uzun, herkese kolay gelsin!

Sizin Markanız Ne Renk?