Perşembe, Ocak 11, 2007

iPhone geliyor!


Telefon alacaklar biraz beklerse sanırım şık bir tasarımla konuşma keyifini yaşayacaklar.

4 ve 8 GB'lık flash hafızaya sahip olan modelin fiyatları 499$ ve 599 $.
Özellikleri ise kısaca şöyle, sitesinden de inceleyebilirsiniz.-
iPod/cep telefonu/internet amaçlı kullanılabilme- 3.5inç geniş ekran- 4GB/8GB kapasite- 2 megapiksel kamera- 11.6 mm kalınlık- 4 bant GSM/EDGE desteği- Wi-Fi ve Bluetooth 2.0- 16 saat müzik pil ömrü, 5 saat internet/konuşma/video pil ömrü- iPod hazneleriyle uyumlu-
Çoklu dokunuş denen (multi touch) dokunmatik ekran teknolojisine sahip.
Arabirimde birden fazla parmakla işlem yapabiliyorsunuz.-
Mac OS X’in özel uyarlanmış sürümünü kullanıyor- iChat benzeri SMS sohbetleri- Safari HTML tarayıcısı- Widget desteği- IMAP ve POP e-posta desteği- Google Maps desteği- Tek bir tuşu var. Onun dışında her şey dokunmatik- Aydınlatmalı ve ses açma/kapama sensörlerine sahipiPhone henüz üretim aşamasında, sadece tanıtımı yapılmış.
Onay süreci halen devam ediyor ve Amerika'da Haziran 2007'de piyasaya sürülecek ve GSM Operatörü Cinguların'ın taşıyıcılığıyla satışa çıkarılacak. Ayrıca iPhone, Avrupa'da yılın sonuna doğru, Asya ülkelerinde ise 2008 yılında satışa çıkacak. Daha zaman var!iPhone fotoğrafları için tıklayın

Çarşamba, Ocak 10, 2007

Ali Saydam İlginç bir kişilik...

Acaristanbul bir basın toplantısıyla kurtulmazAcaristanbul bir basın toplantısıyla kurtulmaz

Düzenlenen her basın toplantısı, doğru bir iletişim etkinliği değildir. 'Çıkar bir beyanat veririm, herkes anlar!' tavrı her zaman istenilen sonuçları vermeyebilir... Bu gerçeği iki örnekte çok iyi yaşadık. Biri, Erke'nin, diğeri Acar'ların basın toplantısında.İş ve ekonomi dünyasının en önemli 'ayaklarından' biri olan iletişim, iki nedenden dolayı diğer uzmanlıklar kadar saygı görmez. Birincisi: İletişim ile ilgili yapılan hataların sonuçları hemen görülmez. Kötü yönetilen itibarın çıktısı, aylar yıllar sonra yaşanabilir... Oysa, örneğin pilotaj hatalarının sonuçları anında görülür... Mühendislik alanlarındaki yanlışların faturası hemen kesilir; tahsilat hiç gecikmez... İkincisi: Hekimlikte, avukatlıkta, mimarlıkta, mühendislikte olanın tersine iletişimdeki bilgi, beceri ve deneyimin belgesi, tescil mercii yoktur. Kapısına 'İletişim Danışmanı', 'Reklamcı', 'Halkla İlişkilerci' levhası asan herkes bu mesleği icra edebilir... Odası yoktur; mesleki denetimi yoktur... Hal böyle olunca 'Raskolnikov kuralı' (Suç ve Ceza) devreye girer: 'Tanrı yoksa her şey mubahtır!'... Sonuç: Herkes iletişimin her alanında önce bilgili, sonra uzman ve nihayet başkalarına da akıl veren bir 'bilge' olduğu 'zehabına' kapılır...İsmet Acar Bey düzenlediği basın toplantısında, Acaristanbul'a gelen devlet görevlilerine silah çekilmediğini, o bölgede dilediği kadar ağaç kesme yetkilerinin olduğunu, Orman Bakanı Osman Pepe'ye karşı nasıl mücadele verdiklerini falan anlatmış... Belki haklıdır... Hiç önemli değil... Belki Erke'ciler de gerçekten 'Dünyayı Kurtaran Adam' durumu yaratacak buluşu gerçekleştirmişlerdir. Fark etmez! Değil mi ki, iletişimi 'usulü veçhile amel' edemediler, basın toplantısı aleyhlerine çalıştı ve durduk yerde olumsuz haberlerle manşet oldular, itibar kaybettiler. Başka hataları da var da, esas olarak iletişimin üç temel kuralına uymadılar: Yenilikçilik, Süreklilik, Tutarlılık... Erke'ciler ve Acar'lar hangi hedefli, planlı, programlı, ölçümlenen, düzenli, sürekli iletişim programı uyguluyorlar ki, durduk yerde düzenledikleri bir basın toplantısıyla iletişim hedeflerine ulaşacaklarını sanıyorlar?

'Karşıyım her şeye, karşıyım var mı?'

DÜNYANIN en kolay işi iktidar partisine yüklenmektir. En iyi primi öyle yaparsınız. İyi bir şey yapsalar da görmeyecek; yaptıkları her şeyi sonuna kadar eleştirecek, yerin dibine batıracaksınız. O zaman daha etkili bir yazar ve aydın olursunuz. Ayrıca entelektüel olmanın 5 şartından ilki, Sezen Aksu'nun Harun Kolçak'a verdiği parçası 'Karşıyım her şeye karşıyım var mı?'da ifadesini bulduğu gibi, önüne gelen her şeyi eleştirmek, horlamak, bu arada iktidar partisinin ise yüzüne dahi bakmamaktır...Ben bugün bizim entelektüel olduğumuzu sananları bir kez daha düş kırıklığına uğratacak ve AK Parti'nin (AKP demiyorum ha, dikkat!..) iletişimi yönetmede attıkları yeni bir olumlu adımdan söz edeceğim. Her ne kadar Başbakan'ın iletişiminde zaman zaman çakılsalar; Tayyip Bey'in devirdiği, ülkenin yeşil alan sorununu çözecek kadar mebzul miktardaki çamları toplamak için akla karayı seçseler dahi, attıkları doğru adımları, doğru analiz etmek, siyasi iletişim alanında zenginleşmek adına işe yarayabilir...Medya ve İletişimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı görevine getirilmiş olan Prof. Dr. Edibe Sözen Hanım'dan söz ediyorum. Kendisini uzun yıllardır izlerim. Bir iki panelde birlikte olduk. Bir kere de NPQ Türkiye Tartışıyor adlı TV Programında 'Türk Kimliği' meselesini tartışmıştık... Hasbelkader aynı fakültede ders verdik. Tabii biz uygulamacı öğretim görevlisi olarak... Edibe Hanım, Akif Beki'den sonra AK Parti'nin iletişim konusunda yaptığı ikinci ve doğru atamadır... Umarız Başbakan Erdoğan Edibe Hanım'a yaşama alanı bırakılmasını sağlar. Daha işin başındayken biraz 'tabir-i amiye' ile söyleyelim: 'Edibe Hanım'ı 'yemek', onun ayağını kaydırmak için elinden geleni ardına koyamayacak 'bedhahlar' ve 'iletişim özürlü cahiller' olacaktır'... Çünkü iletişimciler işleri gereği Başbakan'ın yakınında olmak durumundadırlar; bu da kariyerlerini Başbakan'ın yamacında olmaya endekslemiş 'profesyonelleri' rahatsız eder... Hani seçimler de yaklaşıyor ya...

İmaj'ı artık sadece cahiller kullanıyor

İŞ ve iletişim dünyasında söz sahibi olan ve olmak isteyen herkes, Oray Eğin'in salı günkü yazısını okumalı. Reklam, PR ve genel anlamda iletişim alanında top koşturan bazı uygulamacıların ve iletişim fakültelerinde uygulamadan uzakta kuramlar arasında paralize olmuş akademisyenlerin hala kafalarının basmadığı 'imaj' meselesini nasıl da çözmüş, girin internete okuyun...Tanıyanlar, okuyanlar bilir, 'imaj' kavramının iletişim boyutunda kullanımına yıllardır şiddetle karşı çıkarım... Hani sanatçılar şu son Sertab Erener örneğinde olduğu gibi saçlarıyla falan oynadılar mı, 'imajını değiştirdi' muhabbeti başlar ya... Ya da 'image maker'dan söz edilir; başta siyasetçilerin bu uzmanlara teslim olmaları tavsiye edilir ya... Benim itirazım ona. Kafa karıştırmayı da göze alarak bir kez daha ifade edelim: Diğer alanlarda kullanılmasına hiçbir itirazım yok. Fizikte, optikte, sanatta, resimde, hatta psikolojide, sosyolojide... Benim itirazım iletişimde kullanılmasına. İmaj yerine 'algı' ya da 'algılama' kavramı kullanılmalı...En az 10 yıldır sürdürdüğüm bu itirazımı iş dünyası ve uygulayıcıların bir kısmı çoktan anladı. Çünkü onlar hayatın içindeydiler. 'Mış gibi yapmanın' hedef kitlede nasıl geri tepebildiğini hemen görüyorlardı. Görmeyenler okumuş cahillerdi... Pratikten kopuk acemi akademisyenler falan... İş giderek turnusol kağıdına döndü. Kim ki iletişimde, artık eni konu naftalin kokan 'imaj' kavramını kullanıyor, biline ki cahil ve/veya tecrübesizdir... Bunu uzunca bir süre sadece birkaç kişi savuna geldik. Salı günü itibariyle bu listeye Oray Eğin de dahil oldu. Ama asıl Şaha B. Baygül imdada yetişti. Tartışma gruplarından birine mesaj atmış... Halkla ilişkilerin tartışmasız en büyük kuramcısı olarak kabul edilen James Grunig'in 1993 yılında Public Relations Review dergisinde yayınlanan bir makalesini bulmuş, göndermiş. Grunig makalesinde halka ilişkiler eğitiminin efsanevi ismi ve Georgia Üniversitesi Gazetecilik ve Kitle İletişimi Bölümü'nün ünlü dekanı Scott Cutlip'den yaptığı bir alıntıya yer vermiş. Bakın Cutlip ve Grunig ne demişler:'İmaj kelimesinden nefret ederim ve Kotler ise bir imaj düşkünüdür/okuyucu ve izleyicilerine 'imaj bir insanın bir nesne hakkında sahip olduğu inançlar, fikirler ve izlenimlerin bir bütünüdür' der. Benim Webster ise bana 'bir imaj bir kişi veya şeyin bir reprodüksiyonu veya taklididir' der. Eğer Kotler Latince bilseydi, imaj kelimesinin 'imitari'- yani imitasyondan geldiğini bilirdi. Biz ise Halkla İlişkilerde iyi, eski model kelime olan itibarla ilgilenmeliyiz, imajla değil'...Yabancılar söylemişler ya, bizim söylediğimizin de nihayet bir ağırlığı olur inşallah.

Ali Saydam
26.11.2006

Akşam Gazetesi

Salı, Ocak 09, 2007

Takvim uzun...

Altından kalktıkça ciğerlerimizi genişleten zorluklar "sayesinde", temiz havanın keyfini daha bir güzel alıyoruz. Nefes almak, yaşamak yeni yeni anlamlar kazanıyor. Günler çiziliyor, daha sıkı tuttuğumuz kalemlerin renkli uçlarıyla.
Takvim uzun, herkese kolay gelsin!

Sizin Markanız Ne Renk?